Her şey, yolundaymış gibi görünüyor ve gidiyordu. Şişman bir gazeteci sayesinde, "rastlantı" sonucu, "Ergenekon" diye yasa dışı, demokrasi düşmanı bir örgüt yine "rastlantı" sonucu "28 Şubat sonrası", aniden keşfediliverdi
Kuşkulanmadık doğal ki. En akıllımız, olsa olsa bu örgütün bir Cia ya da Mossad örgütü olduğunu söylemiştir… Doğrusu ben de bu noktadan öteye gidememiştim ta ki önceki gün, İstanbul’da, Dolapdere’de, faşist pkk yandaşı göstericilerin üstlerine, üç sivilin, göstere göstere, poz vere vere yönelttiği üç silah namlusunu görünceye kadar. Ama bundan sonrası ancak bu sabah, yani bu olaydan iki gün sonra, radyodan, bir kanalın, gazete manşetlerini ve haberlerini, kahvaltımı ederken dinleyinceye kadar. Gerçekte o an aklımda kahvaltım ve aşk vardı. Aşk üzerine ve yarın bloguma ne yazayım, diye düşünüyordum yalnızca.
Manşetlerden ve haberlerden; ülkede ve Ergenekon’da bir gariplik olduğunu düşündüm birden. Tokat-Reşadiye’de yedi asker şehit edilmiş, sonra Dolapdere’de faşist pkk’lilerin üzerine silahlar çevrilmiş, sonra Muş’da bir esnaf, faşist pkk’li saldorganlara silahla ateş etmiş. Yine de bunlar bir garip gelmeyecekti bana. Ama bu sabah, Mehmet Altan’ın, "Ohal getirmek için yapılıyor bunlar" anlamlı bir köşe yazısından söz etmeseydi bu radyo kanalı; ve dün akşam da bir tv kanalında Mehmet Altan yine Ohal’den söz etmese ve pkk karşıtı haberler vermek yerine Ergenekon karşıtı haberler vermeyi yeğleyen bir dinsel tv kanalının haberlerinde "Medya provokatör mü?" başlıklı, Dolapdere ile ilgili haberini rastlantı sonucu işitmemiş olsaydım. Dolapdere’de pkk’li faşistlerin üzerine göstere göstere poz verip silah doğrultmuş olan üç kişi, yakalandıklarında, "Bize bazı gazeteciler gelip göstericilere silah doğrultmamız için 500’er tl. verdiler" demiş… Ve bu dinsel kanal soruyordu, "Medya provokatör mü?" diye, sanki kendisi medya değil!
Provokasyon ne demek öğrenmeden ve Türkiye Tarihi'ni, provokasyonlar tarihinden ayrı tutarak, Türkiye Tarihi anlaşılmaz. Bu nedenle, provokasyon eğitimi üzerinde ısrarla duracağım.
Hükümet yanlısı, güzel bir provokasyon olduğuna karar verdim, Ergenekon’un! Ülkede, hükümet ve demokrasi karşıtı her olay, nedense hemen Ergenekon’un üzerine atılıveriyordu ilginç ki. Anlaşılan oydu ki Ergenekon, şamar oğlanıydı, saray oğlanı değil. Saray oğlanlarının şamar oğlanıydı yani. Hep derim, Türkiye’deki her yasal olay gerçekte Abd’deki bir felsefenin uzantısıdır. "Ahmet Altan, ne anlıyorsun bu halttan?" yazımda Ahmet Altan’ı izafiyet kuramını katletmekle eleştirmiştim; siyahı beyaz, beyazı siyah gösterme ustalığı yapıyor çünkü. Anladım ki bu felsefe, yalnızca Altan’a özgü değilmiş. Tüm bu olaylar olurken, şunlar da oluyordu, ülkemizde, ilginç ki:
1- Can Dündar, Atatürk’ü kötülediği öne sürülen Mustafa belgeselini yapıyordu; (bununla; Atatürkçü'ler rahatsız ve taciz edilecek ve yasal olmayan gösteriler yapmaları sağlanıp içeri tıkılacaklardı.)
2- Yukarıda anlattığım olaylar oluyordu,
3-Futurizm, yaşam koçluğu, Objektivizm, kişisel gelişim, reenkernasyon, uzaylıların varlığı gibi emperyalizm felsefeleri ülkemize doluşuveriyordu,
4- Gdo, domuz gribi konuları yaşamımıza giriveriyordu.(Godoş’lı gıdalar, adlı yazım.)
5-Sinan Çetin, bir tv kanalında, Hülya Avşar ile, izafiyet kuramının marjinalist hedonizm ve emperyalizmle iç içe geçmiş Rus biçimi olan Objektivizm'in kurucusu Rand’ı ve kitaplarını tanıtıyordu. ( Ayn Rand ya da kibirli yozluğun felsefesi, adlı yazım.)
Tüm bunlar rastlantı mıydı? Bence değil, en azından şu andan itibaren değil. Bunların tümü, emperyalizmin hükümeti Akp hükümeti’nin egemenliğinin kesinleştirilmesi için birer önlem. Korku, terör, sindirme ve boş inançlarla toplumu mutlu edip gündemden ve gerçeklerden uzak tutmak ve ülkede ve dünyada dönmekte olan emperyalist dolapları ayırt etmesini önlemek. Reşadiye katliamı, Dolapdere olayı, Muş olayı; bunlar pkk faşistlerinin üzerine atılacak yerde doğal olarak, ilginç ki güney doğu Türkiye’de Ohal ilan etmek isteyen "demokrasi" karşıtları yani "derin devlet, Ergenekon, ordu içindeki diktacılar" işi olduğu ima edilmeye başlandı. Yani faşist pkk masum gösterilmeye çalışılırken ordu, milliyetçiler, yurtseverler, Atatürkçü’ler yani Akp karşıtı herkes, Akp karşıtı her oluşum karalanmaya çalışılıyor, ilginç ki. Haber saatlerini, "kaka" Ergenekon haberlerine adayan o dinsel kanal nedense faşist pkk’lilerin sokakları yakıp yıkmalarını, "kandırılan çocuklar edebiyatında" tutuyor.
İlk üç olayı irdeleyeyim:
1- Tokat-Reşadiye’de şehit edilen askerler: Deniliyor ki bu olayı pkk yapmamış olabilir. Peki kim yapmış olabilir? Yanıt hemen hazır: Ergenekon! Ve Mit açıklama yapıyor: Reşadiye pususu, pkk tarzı ama telsiz konuşmaları pkk tarzı değil.
( Peki ama faşist pkk, tarzının dışına kasden çıkıp bu olayda, Ergenekon iması vermeye çalışma provokasyonu yapmış olamaz mı, acemi çaylaklar yesin, diye! O telsiz konuşmalarındaki gariplik benim de hemen dikkatimi çekmişti. Ama garipliğin garipliği de garibime gitmişti, tek farkım bu! ( Bu provokasyonla; ordu üzerinde baskı daha da arttırılacak, faşist pkk üzerindeki baskı ise hafifletilecek.)
2-Dolapdere’de o üç kişiye silah ve para veren gazeteciler kim olabilir? Yanıt hemen hazır: Ergenekon! Oysa adım gibi eminim, Akp yanlısı güçlerin bunu tezgahladığına! ( Bu provokasyonla; Atatürkçü, laik, demokrat medya ve sivil kesim üzerindeki baskı arttırılacak.)
3-Muş’ta faşist pkk’lilere ateş eden esnaf kim? Yanıt hemen hazır: Jitem’ci yani o da Ergenekon! ( Bu provokasyonla; ordu üzerindeki baskı daha da arttırılacak.) Yani faşist pkk'liler masum, ordu suçlu gösterilecek! ( Bilmeyenlere: Jitem; jandarma içinde, faşist pkk'ye karşı ve gerektiğinde de, şimdi olduğu gibi orduya karşı kullanılmak üzere de emperyalist provokatörlerce kurdurulmuş, gizli, yasal olmayan, çift amaçlı bir istihbarat örgütüdür. Emperyalistler önce, yasa dışı örgütlere karşı böyle yasa dışı örgütler kurdururlar, sonra da ''Aa, bu örgüt yasal değil ! deyip şikayet ederler, zamanı gelince!''
Zaten sokaktakiler de pkk faşistleri değil "kandırılmış zavallı çocuklar!" Yarın bir gün, o çocukları Ergenekon’un kandırdığını söylerlerse hiç şaşmam! (Eşinden boşanmak isteyenler bile, boşanma gerekçesi olarak "eşim Ergenekon’cu" diyebilirler!
Bu olaylar bana; Fadime Şahin olayını anımsattı. "İrtica karşıtları" da, "irticacılara" karşı, Fadime Şahin aldatmacasını düzenlememişler miydi? Ama bu taktiklerin birbirlerine bu denli benzemesi, bana tüm bunların bir merkezden hazırlandığını düşündürtüyor: Cia, Mossad gibi… yani bence gerçekte Ergenekon, Türk Malı değil Abd, Cia malı… Yani gerçekte, Akp’yi yıkmak için değil desteklemek ve Akp karşıtlarını, Abd karşıtlarını, emperyalizm karşıtlarını etkisizleştirmek için yapılmış bir tezgah. Şişman gazeteci Tuncay’a, aklı başında hangi gizli örgüt, belgelerini verir ki, sakla diye! Ve aklı başında hangi ordu ya da general, darbe yapmak için, 10 yıl boyunca plan yapar ki! Kenan Evren’e sorunlar bakalım, 1980 darbesini yıllarca planlayıp, yazıp çizip, anılarını yazıp mı yapmış! Bence o "darbe planları", gerçekte, darbe yapma değil darbe yapmama planları! Yahu Sağır Sultan bile düşünebilir ki bir darbe aylarca, yıllarca, anılar tutarak, yazıp çizerek yapılmaz, en geç bir ay içinde yapılır! Darbe yapmak, pusu kurmak gibidir; hangi salak, pusu kurma yerinde yıllarca pusuya yatar ki, pusuyu gerçekleştirmek için!
Bence Ergenekon gerçekte Akp’ye destek örgütü; Abd emperyalizmi ve Ab emperyalizmi ortak yapımı. Bunlar laiklere de "İrtica karşıtı" planlar vermişlerdi daha önce. Sscb zamanında da Gladio planını vermişlerdi Türkiye’ye. Yani bana göre, Ergenekon, Akp’nin Fadime Şahin’i, Müslüm Gündüz’ü, maymuncuğu! Ve inanıyorum ki Akp gittiğinde, Ergenekon da gidecektir! Ve inanıyorum ki Türkiye’deki her olay, Akp başta kaldığı sürece, Ergenekon’un üzerine atılacaktır!
Neden Ergenekon adı seçilmiş olabilir? Bunu da çok düşündüm ve şöyle bir sonuca vardım: Bu bir rastlantı. Bence bu rastlantıyı yaratan da Recep Tayyip Erdoğan’ın ismindeki harfler. Emperyalizmin komplo kuramcı ve yöneticileri bence böyle bir rastlantı sonucu, bu adı seçtiler. Gladio da Roma İmparatorluğu’na ait tarihsel bir ad değil miydi! Ergenekon da Türk Tarihi' nden. İçinde, Gladio’ yu çağrıştıran "g ve o" harfleri de var üstelik. Bunca harfin dayanılmaz baskısı karşısında akıla, Ergenekon adının gelmesi artık zorunlu bile olmuştur!
Bence, Ergenekon Örgütü'nün ne ordu ne Türkler ile ilgisi yok; Büyük Ortadoğu Projesi gibi bir Abd malı.. Bu örgütün kurulma amacı; hem yurtseverleri, laikleri, Atatürkçü'leri suçlama nedeni yaratmak hem de bunları tepkiye, savaşıma zorlayıp etkisizleştirmektir. Yani burada, daha önce sözünü ettiğim ''çok başlı provokasyon'' türü var; yani bu provokasyona düşülse de düşülmese de düşülmüş olacaktır. Yani suç yoksa bile yaratılacaktır. Yani yurtseverler, laikler, Atatürkçü'ler, empeyalizm karşıtları meydanlara inmeseler de inseler de etkisizleştirileceklerdir. Tuzak, buna göre hazırlanmıştır. Öte yandan da bu insanların, meydanlara inmeleri de gerek ekonomik gerek siyasi gerek hukuksal gerekse de faşist pkk'lilerin gösterileriyle zorlanacaktır. Yani bu provokasyondan kaçış yoktur. Tek kaçış yolu vardır: Ne mutlu Akp'liyim! '' demek! Ya da bilimle, onurla, hukukla, zekice, ustaca, bilgelikle, mantıkla, yumuşaklık içinde (kayayı eriten yağmur gibi) direnmek ve savaşım vermek; birlik ve dayanışma, korkusuzluk ve meydan okuma göstermek, öz eleştiri yapmak; yasaları öğrenmek ve yasalara uygun davranmak, yasalara uyarak savaşım yapmak. Anlayacağınız; demokrasiyle, uygarlıkla, mutlulukla gelen yağları eritme; kibirleri ve keyifleri bırakma zamanı:)
Bakın, şimdiden ihbar ediyorum: İstanbul’da olacak bir deprem bile Ergenekon’un üzerine atılacak!
Provokasyon ilk dersi: Provokasyona düşmek değil provokasyonda yenilmek kötüdür!
(İlgili yazılarım:1-Çok başlı provokasyon kuramı; 2- Provokasyon kuramı; 3- Polisler suç işliyor, savcılar neden bir şey yapmıyor?; 4- godoş’lu gıdalar.)
(Bir sonraki provokasyon dersi: Eczacılar provokasyonu: Eczacıları nasıl provokasyona düşürdüler?)
Necdet Gürçiftçi
2009-aralık
23 Aralık 2009 Çarşamba
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder